12 yaşından büyük çocukların da vatan hainliğinden öldürülmesi emrini kim verdi?

09 Ocak 2010 Yazan Master  
Kategori Tarih

Sovyetler Birliği döneminin despot liderlerinden Joseph Stalin’in halka yönelik baskıları ile ilgili iddialara her geçen gün bir yenisi ekleniyor.

Resmi rakamlara göre 52 milyon kişiyi siyasi suçlardan yargılayan Stalin, 6 milyon kişiyi de herhangi bir yargılama yapmadan sürgüne gönderdi. Resmi olmayan rakamlara göre Stalin yönetiminde uygulanan baskılardan dolayı hayatını kaybedenlerin sayısı 20 milyonun üzerinde.

Rusya’nın bağımsız radyo kanallarından biri olan Eho Moskvı radyosunda yer alan bir program Stalin’in torunu Yevgeni Jugaşvili’yi harekete geçirdi. Programda araştırmacı yazar Yuri Borev’inn kitabı ‘Staliniada’ dan parçalar okuyan programcı Matvei Ganapolski, Stalin’in 12 yaşından büyük çocukların da bir vatan haini olarak öldürülebileceği emrini vermesi ile ilgili bilgileri dinleyicileri ile paylaştı.

Ganapolski metni okuduktan sonra, “Hangi p..in bundan sonra Stalin’i savunmak için tek kelime söylemeye yüreği yeter?” yorumunda bulundu.

Eho Moskvı radyosunda yer alan habere göre Stalin’in torunu Jugaşvili dedesine hakaret edildiği gerekçesi ile mahkemeye başvurarak 10 milyon ruble (326 bin 500 dolar) tazminat davası açtı.

Rusya’da günlük yayınlanan Novaya Gazeta da daha önce Stalin’le ilgili benzer suçlamaların yer aldığı bir makale yayınlanmıştı. Tazminat davası ile mahkemeye başvuran torun Jugaşvili, davayı kaybetmişti.

RumlarınTürk katliamı itirafı

09 Ocak 2010 Yazan Master  
Kategori Tarih

Rum komandolardan Türk katliamı itirafı Rum yazar Panikos Neokleus’un Kıbrıs Barış Harekátı sırasında askerlik yapan Rumların anılarını derlediği “Kıbrıs’ta 1974’te göz ardı edilenler” adlı kitap, savaşta yaşanan korkunç bir katliamın itirafına da sahne oldu.

Tiyatrocu Atilla Olgaç’ın “Rum esir öldürdüm” sözleri üzerine Türkiye’yi AB’ye şikáyet eden Rumların o vahşeti yaşayan komandoları, 20 Temmuz 1974 gecesi Doğruyol mevzilerinde esir alınan 20 kadar Türk mücahidin canlı canlı uçurumdan atıldığı baskına katıldıklarını söyledi.TİYATROCU Atilla Olgaç’ın “Rum esir öldürdüm” sözü üzerine Türkiye’yi AB’ye ve BM’ye şikáyet eden Kıbrıs Rum yönetiminde, Kıbrıs Barış Harekátı’nın yapıldığı 20 Temmuz 1974’te asker olan bir grup Rum komando, Kıbrıslı Türk mücahitlerin, esir düşmelerine rağmen canlı canlı uçuruma atıldığı Doğruyol baskınına katıldıklarını itiraf etti.
Hedefteki tepeye sızma operasyonu

Kıbrıs Barış Harekátı’nın kader anı olarak adlandırılan Doğruyol muharebeleri, Türk Ordusu’nun Girne’den çıkarma yaptığı ve aynı anda Beşparmak Dağları’nın ardına paraşütçü komandoları indirdiği 20 Temmuz 1974 gecesi yaşandı.

Kıbrıslı Türklerin uzun yıllardır elinde bulunan Doğruyol tepesindeki mevziler, 20 Temmuz gecesi, Rumların Girne’nin Bellapais (Beylerbeyi) bölgesindeki komando taburuna bağlı birliklerin baskınına uğradı.

Mevzilere sızma operasyonu düzenleyen Rum komandolar, kısa bir süre de olsa Barış Harekátı planlarını tehlikeye düşürdü. Tepe ve mevziler şiddetli çatışmaların ardından geri alındı ancak Rum komandolar, baskın sırasında esir aldıkları 20’ye yakın mücahidi canlı canlı uçuruma atarak katletti.

50 Rum askerin itirafları kitaplaştı

Türklerin Doğruyol, Rumların ise Kocakaya adı verdikleri tepedeki katliama katılan askerlerin isimleri, Rum yazar Panikos Neokleus’un 20 Temmuz günü askerlik yapan Rumların anılarını derlediği “Kıbrıs’ta 1974’te göz ardı edilenler” adlı kitapta yayınlandı.

50 Rum askerin savaşın başladığı gün yaşadıklarının anlatıldığı kitapta, 3 asker Doğruyol baskınına bizzat katıldıklarını ve Türkleri esir aldıklarını itiraf etti. Rum askerler, esirleri öldürdüklerini gizledi ancak katliamın yapıldığı saldırıya katıldıklarını vurguladı.

Baskın kader anı oldu

BARIŞ Harekátı’nın başladığı 20 Temmuz günü, paraşütçü komandoların indiği Boğaz Köyü’ne harekátın ünlü komutanı Nurettin Ersin Paşa üs kurdu. Nurettin Ersin’in irtibat subaylığını yapan Kıbrıslı Türk Emekli Binbaşı Hasan Kutay, Doğruyol mevzilerinin düştüğü gün yaşananları şöyle anlattı:

Komutan ateş altında

“Nurettin Ersin Paşa, kurmaylarıyla birlikte Boğaz’da karargáhını kurdu. Doğruyol mevzileri, çıkarma yapan birlikler ile paraşütle inen birliklerin tam ortasındaydı. Rumların saldırısıyla Doğruyol düşünce, doğrudan komutanlığımız da ateş altında kaldı. Bir anda harekát planları aksadı.

Gece boyu çatışma

Gece boyunca yaşanan şiddetli çatışmalar sonucunda tepe geri alındı. Alınmasaydı, çıkarma yapan birliklerimiz ile ikiye bölünmüş olacaktık. Doğruyol’u tutan mücahitlerimiz uçuruma atılıp şehit edilmişti. Derin uçurumdan şehitlerimizin bedenlerini bir hafta sonra çıkartabildik.”

Rumlar:Türkleri çok gafil avladık

O korkunç gecede baskına katılan Rum askerleri, yaşananları şöyle anlattı:

http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=8534937

DİMOS Dimitriu: 1954 Limasol doğumlu. Lefkoşa Rum Kesimi 3’üncü Teknik Lisesi’nde halen öğretmenlik yapıyor. Evli 2 kız çocuğu babası: “20 Temmuz günü askerdim. 31. Komando Taburu’nun görevi, Kocakaya (Doğruyol) tepesinin ele geçirmekti. Diğer tepeler de Türklerin elindeydi, aralarından sızdık. Tepe, gerek Lefkoşa gerekse Girne tarafından görülüyordu. Gece saat 20.00’de hedefe doğru yola çıktık. 120 kadar komandoyduk. Bölüğün komutanı Üsteğmen Karahalios’tu. Türkleri gafil avladık. Kaçmayı başaramayanlar ya öldürüldüler ya da esir düştüler. Esirler yaklaşık 30 kişiydi. Akıbetlerinin ne olduğunu bilmiyorum.”

Komutan ’Öldür’ dedi

Mihalikis Kiprianu: 1955 Kaminarya doğumlu. Hellenic Bank’ın Limasol şube müdürlüğünü yapıyor. Evli 3 kız çocuğu babası: “20 Temmuz gecesi Doğruyol’a saldırdık. Önce destek için havan topu ateşi açıldı. Bizi beklemiyorlardı. Baskınımız tam anlamıyla başarılı olmuştu. Ertesi gün başka bir noktada elleri arkadan bağlanmış bir Türk bulduk. Komutanımız Karahalios öldürün emri verdi ama ben öldürmedim.”

Pieris Hacikulas: 1953 Karava doğumlu. İngiltere’de inşaat eğitimi aldı ve 1983’ten bu yana Kıbrıs Rum Kesimi’nde müteahhitlik yapıyor. Evli ve 2 çocuk babası. “Bellapais’teki (Beylerbeyi) 33. Komando Taburu’nda askerlik yaptım. Taburum St.Hillarion karşısındaki Kocakaya’ya (Doğruyol tepesi) saldırı emri aldı. Gece ilerlerken, Girne-Lefkoşa anayolunda BM’nin Finlandiya askerlerini taşıyan aracına rastladık. Sıradaki son askerlerimiz görevimizi ihbar etmemeleri için BM askerlerini alıkoydu.”

Şehitleri uçurumdan ellerimle çıkardım

http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=8534911

20 Temmuz gecesi kurtulanlardan biri de, silah arkadaşlarını korkunç bir katliama şehit veren mücahit Vedat Toksoy’du. Toksoy, “Ben de ölürsem onları kimse tanımaz diye ayaklarına taş bağlayıp isimlerini yazdım. Çoğunun üzerinde kurşun yarası yoktu. Esir düştükten sonra canlı canlı atılmışlardı” dedi.

VAHŞETİN yaşandığı 20 Temmuz gecesi Doğruyol tepesine yapılan Rum baskınından sağ kurtulan Vedat Toksoy, silah arkadaşlarının cesetlerini günler sonra uçurumunun dibine inerek bulduğunu anlattı. Bulduğunda silah arkadaşlarının cesetlerinin sıcaktan şişmeye başladığını söyleyen Toksoy, “Ben de ölürsem onları kimse tanımaz düşüncesiyle, ayaklarına taş bağlayıp üzerlerine tanıyabildiklerimin isimlerini yazdım. Çoğunun üzerinde kurşun yarası yoktu. Esir düştükten sonra canlı canlı atılmışlardı” dedi.

Gelenler Türkçe seslenince kandık

Vedat Toksoy, baskını şöyle anlattı: “Beşparmak Dağları’na hakim bu mevziler, 1964 yılından bu yana Kıbrıslı Türklerin elindeydi. Baskın gecesi Rum askerlerin arkamızdan sızacaklarını beklemiyorduk. Çevremizdeki St.Hillarion Kalesi, Ada Tepe ve şahin Tepe yine bizim elimizdeydi; bu nedenle gerimizi güvenli kabul ediyorduk. Mevzilerimiz de tam aksi yöne bakıyordu.

Rumlar, geride tuttuğumuz tepelerdeki askerlere görünmeden geldiler. Gelenleri çıkartma yapan Türk askeri zannettik. Çünkü Rumlar Türkçe sesleniyordu. İlk önce geride yer alan ATAK kod adlı Kıbrıs’taki Türk alayına mensup 4 askerin bulunduğu telsiz istasyonu düştü. Baskın günü, çevremizdeki ormanlık alan da alev alev yanıyordu. Mevzilerimizin biraz ilerisindeydim. Yoğun ateş altında Rumlar önce sarı ardından da yeşil işaret fişeği attı. Yeşil fişek atılınca, mevzilerimizin düştüğünü anladım komutanımızın emriyle hemen üst taraftaki St.Hillarion’daki atış poligonunda üslenen Türk komandoları komutanı Cemal Oruç Yarbay’a giderek, Doğruyol’un düştüğünü anlattım. Derhal karşı taaruz emri verdi. Bölgeyi iyi biliyordum. Askerlere öncülük yaparak yol gösterdim.

Taş bağlayıp tek tek isim yazdım

Günler sonra, silah arkadaşlarımın cesetlerini uçurumun dibinde gördük. Büyük güçlükle indim. Üst üste yığılmış şehitlerimizin cesetleri sıcaktan şişmeye başlamıştı. Çoğunun bedeninde kurşun yarası da yoktu. ’Ben de ölürsem kim tanıyacak bu şehitlerimizi’ düşüncesiyle tanıyabildiklerimin ayaklarına taş bağlayarak isimlerini yazdım; Osman Benli, İsmet Mustafa, Alpay Raif, Fevzi Mehmet, Mustafa Behiç, Mustafa Abdullah, Erol İsmail…”

Şehit komutanın soyadını aldı

Vedat Toksoy, savaş sonrası, Türk komandoların tepeyi geri almak için başlattığı saldırıda yanında şehit olan Asteğmen Sıtkı Toksoy’un soyadını aldı.

Siyonist İsrail’in tarihi geçmişi

09 Ocak 2010 Yazan Master  
Kategori Tarih

60 yıl oldu. Dünya onu hiçbir zaman şefkat, merhamet, sevgi, muhabbet, tevazu, hürmet, asalet, vefa, sabır, zerafet, vakar gibi kelimelerle birlikte anmadı.
28 Ağustos 1897
200 kadar Yahudi delege, Avusturyalı bir gazeteci olan Yahudi Theodor Herzl liderliğinde Basel’de toplandı. I. Siyonist Kongre adı verilen bu toplantıda, Dünya Siyonist Teşkilâtı kuruldu. O zamana kadar sadece bir “fikir”den ibaret sayılan “Yahudilerin Filistin’de devlet kurma” hayali, o günden itibaren “hedef” haline getirildi. Herzl, İsrail’in bağımsızlığını resmen ilan etmesinden 51 yıl önceki bu toplantıda “Ben Basel’de İsrail’i kurdum. En geç 50 yıl içinde bu gerçek olacak” dedi. Toplantının ardından Sultan Abdülhamit Han’a giden Herzl, Osmanlı’ya ekonomik, siyasi ve askeri destekte bulunma sözleri vermesine rağmen, Sultan’dan, beklediği cevabı alamadı.
9 Mayıs 1916
İngiltere ve Fransa, dünya savaşının devam ettiği günlerde gizli bir anlaşma yaparak Ortadoğu topraklarını paylaştı. SykesPicot Antlaşması’na göre Hayta ve Akka limanları İngiltere’nin kontrolünde olacak ve Filistin’de uluslar arası bir yönetim kurulacaktı.
2 Kasım 1917
İngiliz savaş kabinesi dışişleri bakanı Althur Balfour, Siyonist liderlerden Lord Rothschild’e bir mektup göndererek, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasına İngilizlerin tam destek vereceklerini söyledi. Literatüre “Balfour Deklerasyonu” olarak geçen bu gelişme, daha sonra Fransa, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından da olumlu karşılandı.
24 Temmuz 1922
Bugünkü Birleşmiş Milletlerin atası olan Milletler Cemiyeti. Filistin topraklarının İngiliz mandası tarafından idare edilmesine karar verdi. Böylece İngiltere zayıf kaldığı Ortadoğu’da gözü kulağı olacak devletin temellerini resmen atmış oldu.
29 Kasım 1947
Nazi zulmünde kaçan ve akın akın Filistin topraklarına göç eden Yahudiler büyük sorun teşkil etmeye başladı. Bunun üzerine 29 Kasım 1947′de Birleşmiş Milletler tarihi bir oylama için toplandı, ikinci Cihan Harbi’nin hemen ardından İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nin oylamaya konu ettiği mesele, Filistin’deki durumun netliğe kavuşması yönündeydi. Küresel ihanet ordusunun ‘netlik’ dediği şey, Filistin topraklarının bir bölümünün Yahudilere “İsrail” adıyla tahsis edilmesinden başkası değildi. Oylamaya katılan 56 ülkeden 33′ü iki devletli bu planın lehine oy kullandı.
14 Mayıs 1948
Yahudilerin “Ulusun Atası” unvanını verdikleri David BenGurion, Tel Aviv’de İsrail’in bağımsızlık bildirgesini okudu, İsrail artık dünya devletlerinden bir devletti.’ 1947′de kararlaştırılan sürecin bir parçası olan bu gelişme, kutsal Ortadoğu’nun kan kırmızıya boyanmasını tetikleyen olay namıyla tarihe geçti.
15 Mayıs 1948
İsrail’in bağımsızlığının hemen ardından, Suriye, Irak, Lübnan, Mısır ve Ürdün şiddetle karşı oldukları bu devlete karşı savaş açtı. Arap-israil savaşlarının bu ilkinde 6 bin civarında İsrail askeri öldü ancak İsrail, küresel ihanet ordusunun desteğini ardına alarak galip geldi.
24 Şubat 1949
BM nezdinde yapılan ateşkes görüşmelerinde, Filistin toprakları,
masadaki devletlerarasında pay edildi. Buna göre sahil şeridi, Celile ve Necef’i İsrail, Gazze’yi Mısır, Yehuda ve Samiriye (Batı Şeria) kentlerini Ürdün aldı. Kudüs ise, ikiye bölünerek, batısı İsrail yönetimine, doğusu Ürdün yönetimine bırakıldı. Diğer deyişle, Batı Şeria ve Gazze dışında kalan bölgeler İsrail’in oldu. Bu antlaşmayla birlikte 700 binden fazla Filistinli göç etmek zorunda kalarak mülteci durumuna düştü.
29 Ekim 1956
Mısırlı lider Cemal Abdulnasır’ın, Süveyş Kanalı’nın işletmesini kamulaştırdığını 26 Temmuz’daki ilanının arından İsrail Mısır’a saldırdı. Menfaatleri çakışan Fransa ve İngiltere’nin İsrail ile birlikte hareket ettikleri bu savaşta, Sina Yarımadası İsrail tarafından işgal edildi. Fransa ve İngiltere’nin bu savaştaki rolü daha önceden belirlenmişti, iki ülke İsrail’i frenlemek için” duruma müdahale edecek ve Süveyş Kanalı’nın kontrolünü eline alacaktı. ABD ve Sovyetler Birliği’nin müdahalesiyle saldırı sonlandırıldı. İsrail Sina’dan geri çekildi. Bölgenin gayrıresmi kontrolü İngiltere’den ABD’ye geçmiş oldu.
5 Haziran 1967
İsrail ile Mısır-Suriye-Ürdün üçlüsünden oluşan Arap ittifakı arasında 6 gün boyunca süren “Altı Gün Savaşları” başladı. Topraklarını 4 kat büyüttüğü savaşın neticesinde İsrail, Mısır’dan Sina Yarımadası ve Gazze Şeridi’ni, Ürdün’den Doğu Kudüs ve Batı Şeria’yı, Suriye’den Golan Tepelerini aldı. Birleşmiş Milletlerin kararına her zamanki gibi itibar etmeyen İsrail, resmen işgalci statüsüne düştü.
6 Ekim 1973
Mısır ve Suriye’nin, İsrail’in kökünü kazımak için harekete geçtiler. Lübnan ve Ürdün’ün de kayıtdışı destek verdiği bu ittifakın ilk hedefi, Sina Yarımadası ve Golan Tepelerinin geri alınmasıydı. İsrail’in en büyük bayramını kutladığı gün olan Yom Kippur’da başlayan savaşta İsrail ilkin Golan bölgesini, ardından Sina cephesini savunma fikriyle harekete geçti. 22 Ekim’e kadar süren savaş boyunca İsrail kanadı 6 bin, Arap ittifakı ise 8 bin 500 kişi kayıp verdi, İsrail’in nısbi kayba uğradığı Yom Kippur Savaşı sonrasında, ülkenin birçok yönden, koruyucusu ve besleyicisi ABD’ye daha bağımlı hale geldi.
17 Eylül 1978
Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ile İsrail Başbakanı Menahem Begin, ABD Başkanı Jimmy Carter’ın nezaretinde uzlaştı. Camp David Sözleşmesi adıyla bilinen bu uzlaşma, altı ay sonra imzalanacak İsrailMısır Barış Antlaşmasının temelini oluşturdu.
26 Mart 1979
Washington’da masaya oturan İsrail ve Mısır, Araplarla İsrail arasında 1948′den bu yana süren çatışmanın sona erdirilmesini kararlaştırdı. Antlaşmaya göre iki ülke birbirini karşılıklı olarak tanıyacak ve İsrail Altı Gün Savaşları ile işgal ettiği Sina Yarımadası’ndan çekilecekti. Arap toplumunun yoğun baskılarına rağmen Enver Sedat bu antlaşmayı imzaladı.
6 Haziran 1982
1974′ten itibaren Filistin’in tek yumruk direnişi olarak kayıtlara geçen Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Lübnan’daki varlığından rahatsız olan İsrail, Londra Büyükelçisinin öldürülmesini bahane ederek bu ülkeyi işgale başladı. Lübnan’da askeri gücü bulunan Suriye, işgale tepki vermedi. 14-18 Eylül tarihleri arasındaysa Ariel Şaron’a “Beyrut Kasabı” lakabının verilmesiyle sonlanan, Sabra ve Şatilla Katliamı gerçekleşti. Lübnanlı Falanjistler Sabra ve Şatilla kamplarında kalan binlerce Filistinliyi Şaron’un gözetiminde katletti. 1985 Şubat’ında İsrail Lübnan’dan çekilmeye başladı. Çekilirken Lübnan’ın güneyinde özel bir “güvenlik hattı” oluşturdu. İsrail, bu işgalin ardında 19 bin ölü ve 30 bin yaralı bıraktı.
8 Aralık 1987
Gazze’de bir Yahudi kamyoneti Cebeliye Mülteci Kampı’nda yaşayan Filistinli işçileri taşıyan bir araca çarptı. Olay sonucunda 4 Filistinli hayatını kaybetti, 9 Filistinli yaralandı. Filistinliler olayın basit bir kazadan ibaret olmadığını biliyordu, İsrail, bir gün önce öldürülen bir Yahudi’nin “intikamını almıştı.” Bunun üzerine Gazze islam Üniversitesi öğrencileri yaralıların bulunduğu hastanenin etrafında toplanarak tüm Filistinlileri direnişe çağırdı. Boylelikle I. intifada başlamış oldu. Gazze’de başlayan şanlı İntifada, kısa sürede Batı Şeria’ya da yayıldı. Filistin artık tek parçaydı.
13 Eylül 1993
Filistin’in efsanevi lideri Yaser Arafat ve İsrail Başbakanı izak Rabin, Oslo’da bir araya geldi, imzalanan Oslo ilkeler Deklarasyonu ile İsrail 5 yıl içerisinde Gazze ve Batı Şeria’nın Eriha kentinde işgalini sonlandıracağını taahhüt etti. İsrail’in çekileceği bu bölgelerde kontrol FKÖ’ye geçecekti. O zamana kadar direniş içerisinde olan Filistin adına Arafat ise bu antlaşmada İsrail’in var olma hakkını tanıdığını bildirdi.
4 Mayıs 1994
Gazze ve Eriha’da bir özerk yönetim oluşturulmasını öngören Kahire Antlaşması imzalandı. Buna göre Filistin topraklarının yüzde 5′inden daha az bir kısmında özerk yönetim kurulacaktı. Özerk yönetimin yerel hizmetleri yürütme ve iç güvenliği sağlama dışında hiçbir yetkiye sahip olmaması kararlaştırıldı. Buna karşılık olarak da İsrail’in diğer Filistin toprakları üzerindeki hakimiyeti resmen tanındı.
26 Ekim 1994
İsrail ve Ürdün barış antlaşması imzaladı. Bill Clinton’ın huzurunda imzalanan antlaşma, iki ülkenin savaş baltalarını toprağa gömdü. Taraflar ticari ilişkileri geliştirmek hususunda da bazı taahhütlerde bulundu.
23 Ekim 1998
Yaser Arafat ve Benyamin Netanyahu, Wye River Memorandumu ile İsrail’in Batı Şeria’nın bir kısmından üç aşamada çekilmesi ve FKÖ sözleşmesinde yer alan “israil’in tamamen ortadan kaldırılması” hükmünün geçersiz kılınması yönünde anlaştı. Ayrıca Gazze’de bir Filistin havaalanı kurulması ve Gazze-Batı Şeria arasında Filistinlilerin geçişini sağlayacak iki adet ulaşım koridoru açılması bu toplantıda hükme bağlandı.
27 Temmuz 2000
İkinci Camp David Zirvesi “hüsranla” sonuçlandı. ABD Başkanı Clinton’ın “çabalarıyla” gerçekleştirilen zirvede, İsrail Başbakanı Ehud Barak, “Filistin devletinin bağımsızlığı, Batı Şeria’dan çekilme ve buradaki Yahudi yerleşimlerinin geleceği ile Filistinli mültecilere tazminat” konularında tavizler vermeyi kabul etti. Ancak Yaser Arafat, Barak’ın “Kudüs’ün tamamında İsrail’in varlığını kabul edin” şeklindeki “işgale devam” şartını reddetti. Zira Doğu Kudüs Filistinlilerindi, hep öyle kalacaktı.
28 Eylül 2000
Beyrut Kasabı Şaron, silahlı yüzlerce korumasıyla El Aksa’yı ziyaret etti. Bu, Şaron için bir nevi gövde gösterisiydi. Şaron’un “Kudüs bizimdir” anlamına gelen bu hareketi II. intifada’yı başlattı. Çatışmalar kısa sürede yayıldı. Protestocu Filistinliler İsrail askerlerinin kurşunlarına hedef oldular. Dünyanın gözü önünde gerçekleşen bu katliam, aynı zamanda, “ılımlı” Barak’ın gözden düşüp, “şahin” Şaron’un yükselişine neden oldu. Bir devlet liderinin seçimle başa gelmesine önayak olan bir gelişme, suçsuz insanların hunharca katledilmesi olarak tarihe geçti böylece.
15 Ağustos 2005
38 yıllık resmi işgalin ardından İsrail Gazze’den çekilmeye başladı. Şaron, hem Gazze’den İsrail’e sızan direnişçilerin önünü kesmek hem de dünyaya “Ben işgalci değilim” demek istiyordu. Öte yandan Gazze ile Batı Şeria bağlantısını izolasyonla koparmayı ve Gazzelilere “Bakın, başınıza ne geliyorsa başınızdaki bu HAMAS yüzünden geliyor” propagandasını yutturmayı amaçlıyordu. Ancak son tahlilde kazanan HAMAS oldu. Halk HAMAS’a ve onun direnişine daha sıkı sarıldı. Bu, bir nevi, çiçeği burnunda HAMAS iktidarının ilk icraatıydı.
12 Temmuz 2006
Lübnan Hizbullah Partisi’nin askeri kanadı, iki İsrail askerini kaçırarak rehin aldı. Güney Lübnan’da Hizbullah tehlikesinden bir an evvel kurtulmak isteyen İsrail için bundan iyi fırsat olamazdı, iki askerini kurtarmak ve Hizbullah’ı yok etmek için Lübnan’a saldırıya geçen israil, tarihinin en büyük bozgunlarından birine uğradı.
Hasan Nasrallah komutasındaki Hizbullah’ın başı tuttuğu Direniş, “yenilmez” İsrail ordularına 33 günde unutamayacakları bir ders verdi. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, son yüzyıla damgasını vuran en meşhur direniş önderlerinden biri haline geldi. İsrail’in fiyakası bu kez çok fena bozuldu. Nasrallah’ın da dediği gibi, yenilgi artık imkansızdı.
23 Ocak 2008
Tüm giriş çıkışlarını kapattığı Gazze’ye havadan ve karadan saldırmaya başlayan İsrail, HAMAS’ın direnişiyle neye uğradığını şaşırdı. Gazzeli kahramanlar, Mısır Rafah sınır kapısını HAMAS’ın bombalarıyla delerek ambargoya kafa tuttular. “Düşmanı bozguna uğrattık” diyen HAMAS’ın direnişi, 3 Martta İsrail geri çekilmeye zorladı.